Nobel pazarlığı Venezüella’da biter

ABD emperyalizminin Küba Devrimi’nin yıldönümünde planladığı Venezüella müdahalesi’nin bir tesadüf olduğuna kimse inanmaz. Bu emlak pazarlığı dünya siyasetine bomba gibi düştü. Venezüella’da ki istikrarsızlık, Grönland’taki stratejik boşluk bir güç gösterisine dönüştü. Bu süreç Nobel ile taçlandı nasıl mı?

Nobel Komitesi’nin kararına göre ödül bir kez verildikten sonra başka birine devredilemez, paylaşılamaz veya geri alınamaz. Durum böyle iken Venezüella’lı muhalif lider Machado 16.01.2026 tarihi itibari ile, Trump’a teşekkür etmek amacıyla kendi Nobel Barış Ödülü madalyasını sembolik olarak ona takdim etti.

Tüm dünyanın belirsizlik ve korku içinde izlediği film oynayanları yazma aşamasındayken Trump ile Nobel Barış ödülünün bir arada anılması bile çağdaş siyaset alanında bir başarı gibi mi görülüyor? Bence Nobel artık yalnızca “barış” değil, hangi barış anlayışının değişimini de meşru kabul edildiğini ilan etti.

Trump’ın politik çizgisinin elbette ki, tehdit dili, yaptırım siyaseti olduğu düşünüldüğünde, tam da bu noktada asıl Trump politikalarının barış politikaları olarak görülmesinin kanıtıdır. Barış, barış rolünde olmaya evrilme paradoksuna girdi.

Trump’ın Venezuela ve Grönland söylemleriyle Nobel tartışmasının kesiştiği yer tam burasıdır. Tehditkâr bir dış politika ile barış ödülünün aynı cümlede anılabilmesi, uluslararası sistemin ne kadar aşındığını gösterir.

Barış artık savaşsızlık değil; direnmeyen bir dünya talebidir. Trump’ın dili bu talebi açıkça dile getirir: “Ya uyum sağlarsın ya bedel ödersin.”

Bu yaklaşım Nobel’in ruhuna aykırı gibi görünse de, çağın ruhuyla uyumludur. Güçlü olanın düzen kurduğu, zayıf olanın “istikrarsız” ilan edildiği bir dünyada barış, güçle tesis edilen sessizliktir.

Bugün Trump, Nobel almadı.

Ama Nobel çoktan Trump’ın dünyasına yaklaştı.

{ "vars": { "account": "UA-108757569-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }