DENİZLİ İLÇELERİ

“Silika tüm yaşamı tehdit ediyor”

Buldan’da feldspat madenciliğinin çevre ve halk sağlığına etkileri, hukuk, tıp ve çevre örgütlerinin katılımıyla düzenlenen forumda masaya yatırıldı. Solunabilir kristalin silika tozunun yarattığı riskler ve “ÇED Gerekli Değildir” kararına karşı açılan dava detaylarıyla ele alındı.

Buldan Doğal Hayatı ve Kültürünü Koruma Derneği, Denizli Tabip Odası, Türk Toraks Derneği, Buldan Belediyesi ve Büyük Menderes İnisiyatifi’nin ortaklaşa gerçekleştirdiği toplantıda feldspat madeni ve öğütme tesislerinden kaynaklanan toz kirliliği tartışıldı. Maden sahalarına yakın yerleşimlerde yaşayanların da silika tozuna maruz kaldığı belirtilirken, çevre mücadelesinin hukuki boyutu değerlendirildi.

Toplantıya bilim insanları, hekimler, hukukçular, Buldan Belediye Başkanı Mehmet Ali Orpak, Denizli Tabip Odası temsilcileri, Türk Toraks Derneği üyeleri, Büyük Menderes İnisiyatifi ve çok sayıda Buldanlı katıldı.

SAĞLIK RİSKLERİ VE SİLİKA TOZU

Denizli Tabip Odası adına konuşan Dr. Azime Satır Bilgiç, feldspat madenciliğinin halk sağlığı üzerindeki etkilerine dikkat çekerek çevresel maruziyetlerin sistematik olarak izlenmesi gerektiğini söyledi. Türk Toraks Derneği Çevre Sorunları ve Akciğer Sağlığı Çalışma Grubu adına sunum yapan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Orbay Tutku Seren, silika tozunun yalnızca meslek hastalığı açısından değil, toplum sağlığı açısından da değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Seren, “Yerkabuğunun önemli bir bölümünü oluşturan kristalin silikanın özellikle madencilik, taş ocakçılığı ile kırma ve öğütme tesislerinde ortaya çıktığını” belirterek, 4-5 mikrometrenin altındaki solunabilir parçacıkların akciğerlerin en uç noktalarına kadar ulaşabildiğini ve silikozis, akciğer kanseri, KOAH ile tüberküloz gibi hastalıklarla ilişkilendirildiğini aktardı.

GÖZLE GÖRÜLEN TOZ YETERSİZ KALİYOR

Dr. Orbay Tutku Seren, “Gözle görülen toz bütün riski göstermiyor” diyerek ince ve solunabilir kristalin silika parçacıklarının uzun süre havada asılı kalabildiğini ve rüzgârla kilometrelerce taşınabildiğini belirtti. Seren, “Tozun az görünmesi, solunabilir silikanın olmadığı anlamına gelmez” değerlendirmesinde bulundu. Yerleşim alanlarında kronik ve kümülatif maruziyetin dikkate alınması, ölçümlerin düzenli yapılması ve verilerin kamuoyuyla şeffaf biçimde paylaşılması gerektiğini vurguladı.

TOZ YAYILIMININ KAYNAKLARI

Sunumda tozun yalnızca açık ocaklardan değil, kırma-eleme tesisleri, öğütme tesisleri, stok sahaları ve nakliye yollarından oluşan bütünleşik bir sistemden yayıldığı ifade edildi. Özellikle stabilize edilmemiş nakliye yollarının açık ocak madenciliğinde PM10 emisyonlarının büyük bölümünü oluşturduğu kaydedildi. Yol yönetimi ve kapalı sistemlerin çevresel etkilerin azaltılmasında kritik öneme sahip olduğu aktarıldı.

ÇOCUKLAR VE KRONİK HASTALAR RİSK ALTINDA

Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı’ndan Dr. Öğr. Üyesi Sabri Serhan Olcay, maden sahalarına yakın yerleşimlerde yaşayanların solunum risklerini değerlendirdi. Çevresel maruziyetlerin yalnızca çalışanları değil, çocuklar, yaşlılar ve kronik hastalığı bulunan yurttaşları da etkilediğine dikkat çekildi.

HUKUKİ SÜREÇ DETAYLARI

Forumda konuşan Avukat Beste Ardıç, Kömürcüoğlu Madencilik hakkında verilen “ÇED Gerekli Değildir” kararına ilişkin hukuki süreci anlattı. Ardıç, kararın 2019 yılında ilan edilerek kesinleştiğini, şirketin 2021 yılında sahaya fiilen girdiğini ve faaliyetlerin ilerleyen yıllarda genişlediğini belirtti. Bölge halkının süreçten yeterince haberdar olamaması nedeniyle ilk aşamada dava açılamadığını ifade eden Ardıç, “18 Nisan 2026 tarihinde ÇED kararının iptali istemiyle dava açıldığını” söyledi.

Sunumların ardından forum bölümünde Buldanlılar, tarımsal üretim, içme suyu kaynakları, hava kalitesi ve çocukların sağlığına ilişkin sorular yöneltti.

{ "vars": { "account": "UA-108757569-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }