Eğitim-İş Denizli 1 ve 2 No’lu Şubeleri üyeleri, sloganlar ve dövizlerle Gazi Bulvarı üzerinden Delikliçınar Meydanı’na yürüdü. “Susma haykır, şiddete hayır”, “Okullarda ölmek istemiyoruz”, “Atatürk’ün öğretmenleriyiz” pankartları taşındı, düdükler çalındı. Yürüyüş boyunca öğretmenlerin can güvenliğinin sağlanması ve şiddetin önlenmesi talepleri dile getirildi. Yürüyüşe Merkezefendi Belediye Başkanı Şeniz Doğan, CHP Merkezefendi İlçe Başkanı Müjdat İlhan ve çok sayıda sivil toplum kuruluşu temsilcisi de katıldı.

EĞİTİM-İŞ ŞUBE BAŞKANLARI: BU BİR MÜNFERİT OLAY DEĞİL
Yürüyüşün ardından basın açıklamasını sırasıyla Eğitim-İş Denizli 2 No’lu Şube Başkanı Gökhan Okulu ve 1 No’lu Şube Başkanı İlker Zengin okudu. Gökhan Okulu, “Üzücü bir olay dolayısıyla bir aradayız. Artık sıradanlaşan bu tür olaylar nedeniyle öğretmenlerin can güvenlikleri tehlikede. Sorumluların hesap vermesi gerekiyor” dedi.
İlker Zengin ise açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “Eğitim yuvasında, çocuklarımızın ve öğretmenlerimizin en güvende olması gereken yerde 44 yaşında bir meslektaşımızı kaybettik. Yaralılarımız var. Vicdanımız sızlıyor, aklımız kabul etmiyor. Uzun süredir okula gelmeyen bir öğrencinin elini kolunu sallayarak bıçakla okula girebilmesi; iki öğretmeni ve bir öğrenciyi hedef alabilmesi; bir öğretmenimizin hayatını kaybetmesi… Bu tablo bir ‘münferit olay’ değildir. Bu tablo, yıllardır görmezden gelinen uyarıların, itibarsızlaştırılan öğretmenlerin, güvenliksiz bırakılan okulların sonucudur.”

“BİR KAMU ÇALIŞANI GÖREV YAPTIĞI YERDE KORUNAMIYORSA KAMU OTORİTESİNDEN SÖZ EDİLEMEZ”
Zengin, olayda öğrenciye ilişkin rehberlik görüşmeleri yapıldığını, tutanak tutulduğunu ve psikiyatrik tedavi sürecinin bilindiğini belirterek, “Buna rağmen gerekli önlemler alınmamıştır. Bu açık bir ihmal zinciridir. Bu sorumluluk öğretmenin, okul idaresinin üzerine yıkılamaz. Buradan açıkça söylüyoruz. Bir kamu çalışanı görev yaptığı yerde devlet tarafından korunamıyorsa orada kamu otoritesinden söz edilemez. Daha kaç öğretmenimizin can vermesi gerekiyor? Okullardaki güvenlik açığının bedelini canımızla mı ödeyeceğiz? Öğretmenler her gün ölüm korkusuyla mı derse girecek?” diye konuştu.
ŞİDDETİN ARKASINDAKİ ZİHNİYET ELEŞTİRİLDİ
Zengin, cinayetin arkasındaki zihniyetin öğretmeni ötekileştiren, hedef gösteren ve mesleği değersizleştiren anlayış olduğunu savundu. “Öğretmenleri çalışmamakla itham eden, emeğini küçümseyen, itibarsızlaştıran siyasi dildir. Dünyada ‘Başöğretmen’ unvanını taşıyan tek lider olan Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözü bugün kulaklarımızda çınlamaktadır: ‘Bir toplumun uygarlık düzeyi, öğretmene verdiği değerle ölçülür.’ Bugün öğretmene değer verilmeyen bir sistemin sonucu ile karşı karşıyayız” ifadelerini kullandı.

TALEP EDİLEN ÖNLEMLER SIRALANDI
Zengin, okullara kesici-delici aletle girişin önlenemediğine dikkat çekerek şu talepleri dile getirdi: “Okullarda şiddetin arkasındaki nedenler bilimsel olarak ortaya konulmalıdır. Eğitimde Şiddet Yasası derhal çıkarılmalıdır. Tüm eğitim kurumlarında etkin güvenlik önlemleri alınmalıdır. Eğitimcilerin, sendikaların ve alan uzmanlarının katıldığı somut bir eylem planı hazırlanmalıdır. Failler caydırıcı şekilde cezalandırılmalıdır. Şiddeti meşrulaştıran medya içerikleri denetlenmeli, toplumsal şiddetle mücadele kamusal bir politika haline getirilmelidir. Bilim dışı, çağdışı müfredat yerine; barışı, birlikte yaşamı, eleştirel düşünceyi öğreten programlar hazırlanmalıdır.”
“CAN GÜVENLİĞİMİZ SAĞLANINCAYA KADAR SUSMAYACAĞIZ”
Açıklamanın sonunda Zengin, öğretmenlerin onurla ve güven içinde ders anlatması gerektiğini vurgulayarak sözlerini şöyle tamamladı: “Bu ülkede öğretmenler canından endişe ederek okula gitmek istemiyor. Biz can korkusuyla çalışmak istemiyoruz. Can güvenliğimizin olmadığı bir eğitim sistemini kabul etmiyoruz. Artık yeter. Eğitim yuvaları; iktidarın, gerici yapıların, sermayenin ve şiddetin değil; bilimin, laikliğin ve özgürlüğün mekanı olmalıdır. Öğrencilerimizin ve eğitim emekçilerinin can güvenliği sağlanıncaya kadar susmayacağız. Mücadele edeceğiz.”




