Pamukkale Üniversitesi (PAÜ) Hastaneleri Endokrinoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Semin Melahat Fenkçi, Dünya Şeker Tüketimine Dikkat Haftası kapsamında şeker tüketiminin sağlık üzerindeki etkilerine ilişkin açıklamalarda bulundu. Glukozun insan vücudu için vazgeçilmez bir enerji kaynağı olduğunu belirten Fenkçi, şekerin tek başına “toksik” olarak değerlendirilmemesi gerektiğini, asıl sorunun ihtiyaçtan fazla enerji ve özellikle ilave şeker tüketimi olduğunu ifade etti.
“SORUN GLUKOZUN KENDİSİNDEN ÇOK, UZUN SÜRE FAZLA TÜKETİLMESİ”
Enerji ihtiyacı ile enerji depolanması arasında hassas bir denge bulunduğunu belirten Prof. Dr. Fenkçi, bu dengenin uzun süreli fazla enerji alımıyla bozulabileceğini söyledi. Fenkçi, “Hücrelerin yapı taşı DNA’da yer alan şeker molekülü nasıl oldu da insan için toksik bir hale geldi?’ sorusuyla başlayalım. Aslında glukoz (kan şekeri), insan vücudu için temel bir enerji kaynağıdır. Aldığımız besinler vücutta çeşitli kimyasal süreçlerden geçerek glukoza dönüştürülür ve hücrelerde, özellikle mitokondrilerde, yaşam için gerekli enerjinin üretilmesinde kullanılır. İhtiyaç fazlası enerji ise glikojen ve yağ olarak depolanır ve gerektiğinde yeniden kullanılır. Yani sistem, enerji ihtiyacı ile enerji depolanması arasında hassas bir denge üzerine kuruludur. Sorun glukozun kendisinden çok, uzun süre boyunca ihtiyaçtan fazla enerji ve özellikle ilave şeker tüketilmesidir” dedi. Enerji fazlasının sürekli hale gelmesi durumunda hücrelerin insüline verdiği yanıtın zamanla azalabileceğini belirten Fenkçi, bunun insülin direncine yol açabileceğini ifade etti. Fenkçi, “Böylece kanda glukoz bulunduğu halde hücrelerin glukozu kullanma ve depolama mekanizmaları sağlıklı biçimde çalışamaz. Kan şekeri yükselirken metabolik denge giderek bozulur ve tip 2 diyabete giden süreç başlayabilir” diye konuştu.
“FAZLA FRUKTOZ KARACİĞERDE YAĞ ÜRETİMİNİ ARTIRABİLİR”
Yüksek kan şekerinin vücutta oluşturabileceği etkilere de değinen Fenkçi, glukozun proteinlerle reaksiyona girerek ileri glikasyon son ürünleri oluşturabileceğini belirtti. Bu yapıların hücre ve dokuların normal işleyişini bozabileceğini ifade eden Fenkçi, oksidatif stres ve kronik düşük düzeyli inflamasyonla birlikte damarlar, böbrekler, sinirler ve diğer organlarda hasara katkıda bulunabileceğini söyledi. Fenkçi, özellikle fazla miktarda alınan fruktozun önemli bölümünün karaciğerde metabolize edildiğine dikkat çekerek, “Aşırı fruktoz tüketimi karaciğerde yeni yağ üretimini artırarak karaciğer yağlanmasına, trigliserit yüksekliğine ve karaciğer kaynaklı insülin direncine katkıda bulunabilir. Bu metabolik bozukluklar zaman içerisinde tip 2 diyabet, yağlı karaciğer hastalığı ve kalp-damar hastalıklarıyla ilişkili bir tabloya dönüşebilir” ifadelerini kullandı.
“ŞEKERİ DEĞİL FAZLASINI AZALT”
Doğal besinlerde bulunan şeker ile gıdalara sonradan eklenen şekerin birbirinden ayrılması gerektiğini belirten Prof. Dr. Fenkçi, meyve ve süt gibi doğal besinlerdeki şekerin farklı bir beslenme yapısının parçası olarak tüketildiğine dikkat çekti. Fenkçi, özellikle meyvelerde bulunan lifin şekerin emilimini yavaşlattığını ve tokluk sağladığını belirterek şöyle konuştu: “Buna karşılık şekerli içecekler, hazır meyve suları, tatlılar, pastane ürünleri ve birçok işlenmiş gıdada bulunan ilave şeker, fark edilmeden yüksek miktarlarda tüketilebilir. Şekerli içeceklerin tokluk hissi oluşturma kapasitesinin düşük olması da toplam enerji alımını artırarak kilo artışına ve obeziteye katkıda bulunabilir.” Fazla şeker tüketiminin yalnızca metabolik sağlık açısından değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Fenkçi, ağız bakterileri tarafından fermente edilen şekerin diş çürüklerinin önemli önlenebilir nedenlerinden biri olduğunu söyledi.
“GLUKOZ İNSAN YAŞAMI İÇİN VAZGEÇİLMEZDİR”
Uzun süreli yüksek şeker tüketiminin obezite, insülin direnci, karaciğer yağlanması ve kalp-damar hastalıkları gibi kronik hastalıklarla ilişkili metabolik ortamın gelişmesine katkıda bulunabileceğini ifade eden Fenkçi, Dünya Sağlık Örgütü’nün ilave şeker tüketimine ilişkin önerisini de hatırlattı. Fenkçi, “Dünya Sağlık Örgütü, günlük enerjinin ilave şekerlerden gelen bölümünün yüzde 10’un altında tutulmasını, mümkünse yüzde 5’in altına indirilmesini önermektedir. Sonuç olarak glukoz insan yaşamı için vazgeçilmezdir; sorun glukozun kendisi değil, ihtiyaçtan fazla ve özellikle ilave şekerin uzun süre yüksek miktarlarda tüketilmesidir” dedi. Vücudun fazla enerjiyi öncelikle depolayarak dengeyi korumaya çalıştığını belirten Fenkçi, enerji fazlasının kronik hale gelmesiyle birlikte insülin direnci, yağlanma, oksidatif stres ve inflamasyon gibi süreçlerin metabolik dengeyi bozabileceğini söyledi. Fenkçi, “Bu nedenle şekeri tamamen ‘düşman’ ilan etmek yerine, hangi kaynaktan geldiğine, ne kadar tüketildiğine ve beslenmenin bütünü içindeki yerine bakmak gerekir. Sağlıklı bir metabolik denge için işlenmiş ve ilave şeker içeren gıdaları azaltmak; dengeli beslenme, düzenli fiziksel aktivite ve yeterli uyku ile birlikte düşünülmelidir” ifadelerini kullandı.




