Teknoloji hayatımıza her geçen gün biraz daha fazla giriyor. Özellikle yapay zekâ, yalnızca bilgiye ulaşma biçimimizi değil; düşünme, üretme, öğrenme ve hatta iletişim kurma şeklimizi de değiştirmeye başladı.
Bugün bir metin yazmak, plan hazırlamak, bir konuda fikir almak, seyahat programı oluşturmak ya da merak ettiğimiz bir sorunun cevabını bulmak için birkaç saniye içinde yapay zekâdan destek alabiliyoruz. Bütün bunlar hayatımızı kolaylaştırıyor. Peki kolaylaştırırken bizden bir şey götürüyor mu?
Asıl üzerinde düşünmemiz gereken soru belki de bu.
Çünkü yapay zekânın hayatımıza girmesiyle birlikte çocukların kullanımına odaklanırken yetişkinleri gözden kaçırmamak gerekiyor. Çocuğuna “Ödevini kendin yapmalısın.” diyen bir yetişkin, kendi işlerini kolaylaştırmak için yapay zekâdan ne kadar yararlanıyor?
Bir mesajı yazmadan önce yapay zekâya danışıyor, metni tamamen ona hazırlatıyor, bir konu hakkında araştırma yapmak yerine hazır cevap istiyor, günlük planını bile onun oluşturmasını bekliyor olabilir.
Burada mesele yapay zekâ kullanmak değil. Mesele, kendi düşünme ve üretme sürecimizi ne kadar yapay zekâya devrettiğimiz.
Bir çocuğun matematik sorusunun cevabını yapay zekâdan alması ile soruyu anlamadığı noktada yapay zekâdan açıklama istemesi aynı şey değil. Bir yetişkinin yazacağı metni tamamen yapay zekâya bırakması ile yazdığı metni geliştirmek için yapay zekâdan öneri alması da aynı değil. Birinde süreç devam ediyor, diğerinde süreç tamamen devrediliyor. Bu ayrım özellikle eğitim açısından önemli. Çünkü öğrenmek yalnızca doğru cevaba ulaşmak değildir. Yanlış yapmak, yeniden denemek, araştırmak, bağlantı kurmak, düşünmek ve kendi cümlesini oluşturmak da öğrenmenin parçasıdır.
Bugün bir çocuğun ödevini yapay zekâya yaptırması kısa vadede işleri kolaylaştırabilir. Ancak çocuk o ödevi hazırlarken düşünmüyor, araştırmıyor, yazmıyor ve hata yapmıyorsa aslında ödevin görünen kısmını tamamlamış olurken öğrenme sürecinin önemli bir bölümünü kaçırabilir. Üstelik çocuklar yetişkinleri izleyerek öğrenir. Biz telefon elimizdeyken çocuklardan ekranı bırakmalarını istediğimizde, söylediklerimiz kadar davranışlarımız da konuşur. Biz en küçük bir soruda bile düşünmeden yapay zekâya başvurduğumuzda, çocuklarımızın da aynı kolay yolu tercih etmesi şaşırtıcı olmayacaktır.
Belki de bugün çocuklara vermemiz gereken mesaj “Yapay zekâyı kullanma.” değil. “Yapay zekâyı kullan ama onun senin yerine düşünmesine izin verme. Çünkü yapay zekâ bize zaman kazandırabilir. Fakat kazandığımız zamanı ne yaptığımız belirleyicidir.
Daha az düşünmek için mi kullanıyoruz?
Daha az emek vermek için mi?
Yoksa daha iyi öğrenmek, üretmek ve kendimizi geliştirmek için mi?
Bu soruların cevabı, teknolojiyle kurduğumuz ilişkinin niteliğini belirliyor.
Yapay zekâ hayatımızdan çıkmayacak. Aksine eğitimden çalışma hayatına, iletişimden günlük yaşama kadar kullanım alanlarının daha da genişlemesi bekleniyor. Bu nedenle çocukları yapay zekâdan tamamen uzak tutmaya çalışmak yerine, onları bu teknolojiyle sağlıklı bir ilişki kurabilecek şekilde yetiştirmek gerekiyor. Bunun yolu ise yalnızca çocuklara sınır koymaktan geçmiyor. Önce yetişkinlerin kendi kullanım alışkanlıklarına bakması gerekiyor. Çocuğumuza “Kendin düşün.” derken kendimiz ne kadar düşünüyoruz?
“Emek ver.” derken kolay olanı seçtiğimiz oluyor mu?
“Her şeyi hazır bekleme.” derken bizim de hazır cevaplara ne kadar alıştığımızın farkında mıyız?
Belki de yapay zekâ çağında çocuklarımıza bırakabileceğimiz en önemli miras, teknolojiyi hiç kullanmamaları değil; teknolojiyi kullanırken kendi akıllarını, meraklarını ve üretme becerilerini koruyabilmeleri. Çünkü geleceğin dünyasında bilgiye ulaşmak giderek kolaylaşacak. Asıl değerli olan ise o bilgi karşısında düşünebilen, sorgulayabilen, üretebilen ve kendi kararını verebilen insan olmak.
Yapay zekâ bize pek çok şeyi daha hızlı yaptırabilir.
Ama insan olmanın gerektirdiği düşünme, hissetme, sorgulama ve üretme sorumluluğunu bizim yerimize üstlenmemeli.