Tolkien’in Hobbit’ini 99’da bir solukta okumuş ardından ilk filmini yanılmıyorsam 2001’de Süreyya Operasında -o zamanlar sinemaydı- gözümü kırpmadan izlemiş sonrasında CD’ler çağında ve internetin hayatımıza girmesiyle üçlemeyi defalarca izlemişimdir.

Üçlemenin ilk filmi Yüzük Kardeşliğinde Shire’de herkesin küçük ama mutlu hayatı hep ilgimi çekmiştir. Frodo Baggins’in hayatı da diğer hobitler gibi oldukça sıradan lakin bir o kadar eğlencelidir. Hobitler ne bir Elf gibi ölümsüz ve çok güzel/yakışıklı ne de Cüceler gibi ekmeğini taştan çıkartan vurduğunu deviren bir topluluk değildir. Üstelik Frodo amcası Bilbo gibi bir seyyah ya da maceraperest de değildir.

Buradan bakınca Frodo sen, ben, o toplumdaki herhangi birimiz gibi duruyor diyebiliriz. Onun bizden tek ve en önemli farkı zamanı gelince zorlama olmayan ama üzerine düşen görevi yaparak kahramanlaşmasıdır.. Oysa etrafında kahraman olması daha muhtemel Aragorn, Legolas gibi karakterler de vardır. Frodo’yu kahramanlaştıran “şey” bir birtakım mucize değil doğru zamanda doğru kararı verebilmesi ve elbette buna cesaret etmesidir diyebiliriz.

Avrupa kupalarındaki ilk maç yazıma yine garip bir giriş yaptığımın farkındayım ama bunun müsebbibi Alişan Yaman ve Mustafa Yılmaz’ın kulüp tarihinde yer alacak karşılaşmada doğru kararlar verip buna cesaret etmeleridir diyebiliriz.

Maçın beklenmeyen kahramanları oldular. Kendilerini yürekten kutluyorum.

Bir önceki yazımda yerli rotasyonumuzun darlığından söz etmiştim bugün için söylediklerimi bir kuytu köşeye alıyorum. Umarım genç oyuncularımız daha çok çalışarak ama bugün olduğu gibi oyunu zorlamadan fırsat geldiğinde takımın önemli parçalarına ve hatta beklenmedik kahramanlarına dönüşmeyi başarırlar.

Maça gelecek olursak; salon hafta içi olması nedeniyle ilk periyodun sonuna doğru ancak kalabalık olduğunu hissettirebildi. İlk periyottan son düdüğe kadar da coşku ve takıma güven üst düzeydi.

Parkede bugün 6’sı yerli 11 oyuncumuzdan faydalandık. Mahir ve Marco sahada 26 dakika civarında en uzun süre kalan oyuncularımızdı. Hafta sonu maç yorgunluğunun üstüne bu dakikalar oyuncularımızı korumak adına oldukça önemli. Marco 15 sayısının yanına 11’i hücum olmak üzere 16 ribaund ekledi. Pota altını tek başına domine etti desek yeridir.

Maçın kırılma anı ikinci periyodun bitmesine 4 dakika civarı kalmışken yaşandı. Skor 35-31di. Rakibimiz aldığı savunma ribaundunun ardından hızlı hücuma çıktı tam kolay basketi potamızda görecektik ki Mustafa Yılmaz topu önce çalıp uzun bir pasla Bailey’i buldu, Bailey skoru 37-31’e taşıdı ve oyunun momentumu tamamen lehimize döndü. Bu dakikadan sonra maç çoğunlukla 10-12 sayılar civarında gitti geldi. Çok kötü dış şut attığımız maçı savunma kaynaklı enerjimiz ile kazanmayı bildik.

Bu galibiyet bir ikinci bir Lyon zaferi elbette değil ama kentimizin 1961’de başlayan avrupalılığın bir nişanesi olarak kent tarihinde yerini alacaktır. Son söz asıl kazancımıza:

Özgüven.

Rotasyon.

Mustafa Yılmaz.

Alişan Yaman.