Herkese merhaba.

Yıllardır Basketbol Süper Ligi’nde kalıcı olma mücadelesi veren, neredeyse her sezon “Bu sezon düşerler” denilen ama bir şekilde lige tutunan temsilcimiz, artık yeni ve daha yüksek bir eşikte.

Çünkü bu kez yerel ligin yanı sıra takımımız Avrupa sahnesinde de yer alacak.

Fikstüre eklenecek yeni maçlar kenar ve kulüp yönetimi açısından yeni sezonun yükünü de büyütüyor. Heyecan dolu sezon saha içi ve dışı riskleri de barındırıyor.

Başkan Veli Deveciler'in ifadesiyle yeni sezonda hafta sonları lig, hafta içinde ise Avrupa maçları oynayacağız.

Bu yalnızca takvimdeki maç sayısının artması anlamına gelmiyor.

Antrenman düzeninden seyahatlere, oyuncu rotasyonundan sakatlık riskine, bütçeden taraftar ilgisine kadar kulübün bütün organizasyonunun biraz daha büyümesi gerekiyor. Özellikle takımın bu günlere gelmesinde büyük katkısı olan “The Best GM” (ligin en iyisi olduğuna yürekten inanıyorum) Evren Yenice’ye büyük iş düşüyor.

Avrupa geldi ama tribün nerede?

Temsilcimiz tarihinde ilk kez Avrupa kupalarında mücadele etme hakkı kazanmış durumda. Kulüp açısından büyük bir sportif başarıdan söz ediyoruz. Fakat tribün tarafında aynı heyecanın henüz oluşmadığını düşünüyor Sayın Başkan Veli Deveciler ve yönetimi.

Başkan Deveciler, geçtiğimiz günlerde basın mensuplarına lig ve Avrupa macerası başlamadan önce önemli açıklamalarda bulundu. Öne çıkan başlık ise kentin ilgisizliği ve kombine satışlarının çok az gerçekleşmesiydi. Başkan yaklaşık 4 bin kişilik salonda yeni sezon için sadece 100 civarında kombine satıldığını açıkladı. Buna dair fikrimi yazının sonuna saklamak isterim.

Başkanın çağrısı oldukça netti: İnsanların bütçelerini zorlamasını istemediklerini, ancak herkesin gücü ölçüsünde bir bilet ya da kombineyle kulübe destek olmasını beklediklerini söyledi.

Burada tartışılması gereken yalnızca “Neden 100 kombine satıldı?” sorusu değil.

Asıl soru belki de şu:

Denizli, Süper Lig'de ve Avrupa'da oynayan bir takımın ne anlama geldiğini gerçekten fark etti mi?

Bir kentin spor kültürü yalnızca maç günü salona ya da stadyuma gitmekle oluşmuyor. Şehir takımlarının ekonomik olarak ayakta kalabilecek kurumsal yapıya kavuşmaları, sponsorların devamlılığı, çocukların spora yönelmesi, spor yapılabilecek alanların çoğalması ve bu alanlara erişimin kolay olması, alt yapıların yarışmacı değil yetiştirici olmaları e tabii ki günün sonunda tribünlerin dolu olması da kültürün yerleşmesi için gerekli nüveler olarak karşımıza çıkıyor. Kim istemez bir pazar günü çocuğunu kursa göndermek yerine ailecek bir spor karşılaşmasını izlemeyi.

Yönetime dostane bir eleştiri ile ilk yazımızı tamamlayalım. Alım gücünün oldukça düştüğü yüksek enflasyonla mücadele ettiğimiz bu günlerde öğrencilere, ailelere kombine bilet almalarının avantajlı olduğunu hissettirdiler mi acaba? Tekil bilet fiyatı ile yaklaşık maç sayısı hesaplanınca sezonluk bilet almak pek mantıklı gelmemiş olabilir. Benden söylemesi. Önceki sezonlar da bundan farklı değildi. Yine de bugüne kadar yaptıkları ve başardıkları ile tebriği ve desteği daha çok hak ediyorlar.

Denizlispor’umuzun eski günlerine dönüşünün başladığı Denizli Basket için ise Avrupa’da tecrübe edindiği ligde play-off’lara kaldığı bir sezon olması dileğiyle.