İlk yazıma biraz olumlu tepki gelince ikincisi için vakit kaybetmeden bilgisayar başına oturdum. Nasıl bir giriş yapmalıyım diye düşünürken birkaç ay önce dinlediğim bir podcastten bölümler geldi aklıma.

Özgürlük, eşitlik, kardeşlik.

Pek çoğunuzun slogana yabancı olmadığına eminim. Yabancı olanlar varsa onlara Charles Dickens’in İki Şehrin Hikayesi adlı romanını gecikmeden okumalarını öneriyorum.

Fransız Devrimi'nin dillere pelesenk olmuş sloganı. Bir basketbol maç yazısına giriş için oldukça uzak bir kapı araladığımın farkındayım. Bağış Erten'in basketbol mu yoksa futbol mu, ya da buna benzer başlıklı bir podcast bölümünde -hafızam beni yanıltmıyorsa- basketbolu tanımlamak için kullandığı bir tür analojiydi.

Maça geçecek olursak çeyreğin hemen başında savunmamız yeterli sertlikte olmayınca Koç Zafer Aktaş ilk molasını 11-4 gerideyken almak zorunda kaldı. Mola sonrası savunmamız daha sert olsa da hücumlarımız aslında yeterince akıcı değildi buna rağmen Victor Bailey’nin art arda hücum sonu 3’lükleriye bir anda maçta momentumu ve dengeyi sağlamış olduk. Çeyreği de 25-24 geride kapadık.

İkinci çeyreğe iki takım da karşılıklı sayılarla başladı bu sürede parkede etkili olan oyuncumuz Egemen Güven’di. Sonrasında her iki takımda bir süre hücumlardan boş dönse de skor dengede gitti ve yarıyı da 47-45 geride kapattık.

3. Çeyrekte de senaryo değişmedi ve üstünlüğün bir kez el değiştirdiği bu bölümde ev sahibi takım son çeyreğe 70-66’lık skorla 4 sayılık bir farkla avantaj sağladı. Bu çeyrekte Petkim’den Letonyalı uzun Pasecnicks ve takımımızdan da Marco oyunda kaldıkları süre boyunca parkenin en etkili oyuncularıydı.

Son çeyreğe geride başlayan temsilcimiz rakip takımın hücumlarını durduramayınca bir anda fark 8’e çıktı ve Koç maça ikinci kritik dokunuşunu yaptı. Mola sonrası Marco’nun 3’lüğüne Thomas Akyazılı’nın 3’lüğü ile rakibin cevabı gecikmedi. Sonrasında ekibimizin tecrübeli oyuncusu Meeks bulduğu sayılarla skorda dengeyi sağlasa da (Egalite!) ev sahibi skor avantajını korudu ve maçtan 85-81 galip ayrılmayı bildi.

Sonuçta 18 asistimize karşılık sadece 8 top kaybı yapmamız çok değerli. Topun değerini bilerek oynamamız, kısıtlı rotasyonda oyuncularımızın ekstra geri koşmak zorunda kaldığı pozisyonları da azaltacaktır. Bir önemli istatistik de 18 dakika 40 saniye oyunda kalan Erten Gazi’den geldi. 15 dakikanın üzerinde süre hiçbir oyuncumuz +/- katkısında pozitif etki yapmazken Erten Gazi’nin oyunda olduğu süreyi 6 farkla önde geçmemiz oyunda kaldığı sürenin artma ihtimalini ortaya koyuyor. Kendisini tebrik ediyorum.

NBA malumunuz maç boyunca hücum setlerinde oyunculara inanılmaz özgürlükler (Liberte!) tanıyor ve setler oyuncuların yaratıcılıkları üzerinden şekilleniyor. Geçtiğimiz birkaç sezonda da Avrupa’da koçlar sistem ve set bağımlısı oyun yerine oyuncuların tercihlerinin belirlediği özgür hücumlara bir miktar izin vermeye başladı. Sanırım bu sezon takımımız için birkaç kritik nokta olacaksa bunlardan biri de setlerdeki oyuncu özgürlüğünün takımımızı nasıl etkileyeceği olacaktır. Yolun daha başındayız. Haftaya Cumartesi 13.00’te herkesi PAÜ Arena’ya takımımızı TOFAŞ karşısında yalnız bırakmamaya davet ediyorum.

Kişisel Not: Emeklilerin haklarını aramak için Anayasa Mahkemesi önünde yaptığı eylemde “para için değil onurumuz için” diyerek yaşamına son veren emekli polis memuru Ali Şekeroğlu’nu unutmayalım. (Fraternite!)