Santiago Nasar, onu öldürecekleri gün, piskoposun geleceği gemiyi karşılamak için sabah saat 5.30’da kalkmıştı…

Gabriel García Márquez, Kırmızı Pazartesi romanına bu cümleyle başlar. Bir cinayet romanında, daha en baştan, yazarın marifetiyle kimin, ne zaman öldürüleceğini öğrenmiş oluruz. Dahası, bir süre sonra Santiago’nun öldürüleceğini bilen başka karakterlerin de olduğunu, ancak cinayeti önlemek için yapılan girişimlerin sonuçsuz kaldığını görürüz.

Márquez, sonunu bilmemizi istediği bir hikâyeyi anlatır eserinde. Sonunda ne olduğunu öğrenmiş olmamıza rağmen okur “büyülü gerçekliğin” içinden çıkmak istemez. Elini uzatsa, bir şeyler olsa, Angelo Vicario yalan söylemek zorunda kalmasa, Santiago’ya kaç diyebilse belki de her şey yeniden yazılırdı. Ama hikâyenin sonunu biliyoruz. Öyleyse Márquez bize sonucu değil de o sonuca nasıl ulaştığımızı göstermek istemiş olabilir mi?

Anadolu Efes karşılaşmamız da biraz böyle geçti. Sonucunu bildiğimiz bir karşılaşma oynadık dersek saha içine haksızlık etmiş oluruz; yine de maç öncesindeki beklentinin günün sonunda gerçekleştiğini inkâr edemeyiz. Maçın henüz başında, bizden daha az dinlenme fırsatı bulduğunu düşündüğümüz Anadolu Efes oyuncularına hakemlerin, özellikle faul kararlarında, daha toleranslı davrandığı izlenimine kapıldık. Kenardan gelerek maçın ritmini kendi takımı lehine değiştiren Erkan Yılmaz da Efes’in skor üstünlüğünü artırmasına katkı sundu. Fark kısa sürede çift hanelere çıktı. Oyunun kontrolünü kaybettiğimiz bu bölümün ardından ikinci çeyrekte de istediğimiz varlığı gösteremedik; bir ara fark 21 sayıya kadar yükseldi. Çeyreğin sonunda biraz daha sıkı savunma yaparak devreye 16 sayı geride girdik. İlk yarıda hücumda ayakta kalan tek isim J. Meeks’ti. Maçı da 22 sayı ile tamamladı.

İkinci yarıya savunmamızı belirgin biçimde sertleştirerek başladık. Hücumda Meeks’in yanına Bailey de eklenince farkı eritmeye başladık. Son çeyrekte farkı tek haneye indirmeyi başardık. Bitişe 1 dakika 39 saniye kala Mahir Ağva’nın üçlüğüyle skoru 79-76’ya getirdik. Birkaç dakika önce kapanması zor görünen fark artık yalnızca üç sayıydı. Sonraki bölümde Efes yeniden avantaj yakaladı. Son saniyede Meeks ile bulduğumuz basket ise uzun süre incelendikten sonra sürenin dolduğu gerekçesiyle iptal edildi. Kişisel kanaatim, potadaki kırmızı ışık yandığında topun Meeks’in ellerinde olmadığı yönünde. Karar değişmedi ve rakibimiz sahadan galibiyetle ayrıldı.

Bir maçın sonucunu yalnızca hakem kararlarıyla açıklamak elbette yanlış. Ancak hakemlerin de sonuca etki edebilecek kararlar verirken daha dikkatli olmaları gerektiğini düşünüyorum. Anadolu Efes maçın favorisiydi ve günün sonunda kazandı. Ancak bu sonuç, maçın içinde yaşananları, farkın kapanmasını ve son bölümde yeniden ortaya çıkan ihtimali ortadan kaldırmıyor. Skor tabelası sonucu gösterir; o sonuca giden yolun bütün hikâyesini değil.

Kırmızı Pazartesi sıradan bir cinayet romanı değildir. Toplumsal normları, adalet kavramını ve bireylerin sorumluluklarını tartışmaya açan edebî bir sorgulamadır. Bir toplumun göz göre göre gerçekleşen bir cinayet karşısında nasıl çaresiz kaldığını, sorumluluğun nasıl dağıldığını ve sessizliğin nasıl olup da bir tür onaya dönüşebildiğini anlatır.

Bir spor karşılaşmasında da sonucu önceden tahmin etmek, o sonuca giden yolu sorgulamaktan vazgeçmemizi gerektirmiyor. Anadolu Efes’in galibiyeti beklenen sonuç olabilir ancak maçın hikâyesi, skor tabelasında yazan dokuz sayılık farktan ibaret değildir. Takımımıza hafta içi Fiba Europe Cup ikinci maçında karşılaşacağı Benfica karşısında başarılar diliyorum.