Her hayat kendi içinde değerlidir. Film tarafından seyirciye tutulan aynalar, sirktekiler gibi hepimize, baktığımızda aynı şeyi gösterseler de bizlere farklı yönümüzü göstermiyorlar mı ?
Sosyal medyada hayatın incelikleri ile ilgili videolar beğendiyseniz kesin önünüze düşmüştür meşhur Tom Hiddleston’nun sokak dansı. Filmi spoiler vermeden seyretmeniz için nasıl anlatacağımı bilemiyorum. Fantastik mi desem, bilim kurgu mu yoksa dram. Bence film Çaykovski’nin Bahar için Serenade’ı gibi. Hepsinden azar azar tattırmış Stephen King ve yönetmen Mike Flanagan.
Öncelikle başrol oyuncusunun ilk beş dakikada sahneye çıkmaması sizi oldukça şaşırtacak. Çünkü film Benjamin Button gibi ters bir senaryo izliyor. Bu yolla aslında seyirciyi ekran karşısında tutmak arzulanırken bence bazen seyirci de ters etki yapıp kalkabilir diye Başrole Tom Hiddleston seçilmiş bence. Thor’un hınzır, yakışıklı ve zeki kardeşi olarak kendini sevdiren oyuncu bu filme can vermiş.
Hayatın patikaları boyunca hayatımıza girmiş insanların bizde bıraktığı her izin, yarattığımız dünyanın karakterlerinin dialogları olduğunu, her anın kendi içinde bir değeri olduğunu ancak içinde yaşarken anlaşılamadığını, kurduğumuz bağların üzerinde durduğumuz asma köprüler olduğunu film yabancı bir insan yanımızdan geçmiş te gülümsemiş gibi hoşluk bırakarak anlatıyor.
İçinde bulunduğumuz ortamda ekonomik ve politik sorunlarla dünya ve ülke için kaygılanırken böyle bir film izlemek sizde bir antidepresan etkisi yaratabilir. Çünkü çoğu zaman insanlar bu kadar sıkıntılı anlarında zamanın geri alınmaz olduğunu, insanlara değer vermenin parasız olduğunu, empati yapmanın evrensel bir değer olduğunu önceliklerinin arasına almıyor.