“Şeker zehirdir!”, “Doğal yoğurt üç günde bozulmazsa plastiktir!” ya da “Her doğal ürün sağlıklıdır!” gibi iddialar, her gün sosyal medyada binlerce kişi tarafından paylaşılıyor. Ancak bu iddiaların kaçı gerçekten doğru? Bilgiye hızlı ulaşmanın mümkün olduğu bu çağda, ne yazık ki bilgi kirliliği de aynı hızla yayılıyor. Özellikle gıda gibi doğrudan sağlığı ilgilendiren konularda bu durum ciddi riskler doğurabiliyor.
Sosyal medya, bilgiye erişim konusunda güçlü bir araç. Ancak bu araç, doğru şekilde kullanılmadığında yanıltıcı olabilir. Eline telefon alan herkesin kendini uzman ilan ettiği bir ortamda, bilimsel dayanağı olmayan bilgiler milyonlara ulaşabiliyor. Üstelik bu içerikler, çoğu zaman insanların duymak istediklerini söylediği için daha kolay kabul görüyor. Ne yazık ki bu durum, yanlış bilgilerle sağlığını riske atan bir toplum yapısına zemin hazırlıyor.
Gıda bilimi, yalnızca tariflerden ya da doğal ürünlerden ibaret değil; karmaşık analizler, üretim süreçleri ve güvenlik değerlendirmeleri içeren ciddi bir mühendislik dalı. Bir ürünün güvenli olup olmadığını belirleyen onlarca faktör bulunur! Hammadde kalitesi, üretim koşulları, pişirme süresi ve sıcaklığı gibi teknik ayrıntılar ancak bu alanda eğitim almış uzmanlar tarafından değerlendirilebilir.
Bilgi kirliliğinden korunmanın ilk adımı, okuduğunuz ve inandığınız her bilginin kaynağını sorgulamaktır. Gıda konusunda paylaşımlar yapan kişilerin gıda mühendisi, diyetisyen ya da sağlık profesyoneli olup olmadığına dikkat edin. Bilimsel temeli olmayan söylemler, sizi sağlıklı sandığınız bir tercihle hasta edebilir.
Unutmayın, doğru bilgi hayat kurtarır. Bilgi kirliliği ise sessizce ilerleyen bir tehlike gibi sağlığınızı tehdit eder. Sosyal medyada gezinirken gördüğünüz her iddiaya hemen inanmadan önce durun, düşünün ve araştırın. Sağlıklı yaşamanın ilk adımı, doğru bilgiyi bulmaktan geçer.